Mustafa Kemal Atatürk

Tarihi Yerler

Tarihi Yapılar: 
Baltalimanı'nda önemli tarihi eserler bulunmaktadır. Bu eserlerden biri 1821 yılında Sultan II. Mahmut tarafından liman ağzında yaptırılan savunma amaçlı tabyadır. Bir diğer önemli tarihi yapı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet veren Baltalimanı Sahilsarayı'dır. Yine İ.Ü. Baltalimanı Sosyal Tesisleri olarak kullanılan Damat Ferit Paşa Yalısı olarak bilinen sahilhane de önemli tarihi yapılardandır. Önemli tarihi eserlerden biri de eski sabun fabrikası idi. Faaliyeti uzun yıllar evvel durdurulan fabrikanın kalıntıları ve yüksek bacası sapasağlam ayaktadır.

Anıt Ağaçlar:
Baltalimanı'nda pek çok asırlık ağaç var. Ancak Damat Ferit Paşa Yalısının bahçesindeki çınar, 5.00 m çevresi ile anıt ağaçlardandır. Yine bu ağacın yanında bulunan iki Atkestanesi ağacı ile Lale ağaçları da asırlık ağaçlardır.
Büyük Reşit Paşa'nın Sahil Sarayının bahçesindeki muhteşem Manolya ağacı ile yine hastane bahçesindeki kırmızı yapraklı kayın ağacı da asırlık ağaçlardandır. Ayrıca, Behçet Kemal Çağlar Lisesine giderken çayırlık alanda bulunan yüzlerce çınar ağacı korunarak güzellik muhafaza edilmektedir.

Tarih:
Baltaoğlu Süleyman Bey
Baltalimanı Antlaşması
Sait Halim Paşa

Mustafa Reşit Paşa (1800-1858) tarafından 19. yy.ın ikinci yarısının başlarında (1853-1863) inşa edilmiştir. Reşit Paşa'nın oğlu Galip Paşa, Sultan Abdülmecid'in kızı ile evlenince Baltalimanı sahilsarayına Fatma Sultan Sarayı denildi. Daha sonraları saray Abdülmecid'in diğer kızı Mediha Sultan'a tahsis edildi. Mediha Sultanın kocası Ferid Paşa sadrazam olunca saray sadrazam sarayı olarak kabul edilmiş ve öyle kullanılmış, bu nedenle de saraya Mediha Sultan Sarayı denilmiştir.

Ulusal kurtuluş mücadelesi başladıktan sonra damat Ferit Paşa sarayı terk etmiş, Cumhuriyet kurulduktan sonra bir süre boş tutulan saray bilahare Tarım Bakanlığına bağlı Balıkçılık Enstitüsüne, Milli Saraylardan olan bina 1943 yılında Sağlık Bakanlığına devredildi ve 19.6.1944 yılında 85 yataklı Kemik ve Mafsal Veremi Hastanesi olarak açıldı. 1960'da ise Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi adını aldı. Ancak 2000'de Sağlık Bakanlığı ile Hacı Ömer Sabancı Vakfı arasında yapılan protokol gereğince restore edildi. Sağlık Bakanlığının 21.12.2001 tarihli kararı ile hastane özel Dal Eğitim Hastanesi statüsüne alınmış olup, ismi T.C. Sağlık Bakanlığı Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirildi. 

Damat Ferit Paşa Yalısı
Baltalimanı'ndaki benzincinin deniz tarafındadır. Bina 1860-1870 yılları arasında inşa edilmiş ve Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından kullanılmıştır. Bu yalıya Baltalimanı Sahilsarayının "Paşa Dairesi" de denilmekteydi. Yalı Cumhuriyetin ilk yıllarında bir süre boş tutuldu sonra "Kemik Veremi Hastanesine" daha sonra da İÜ Fen Fakültesi Hidroloji Enstitüsüne tahsis edildi. Halen İÜ Kültür ve Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır. Büyük Reşit Paşa Dışişleri Bakanlığı dönenimde eski yalısında 03.09.1838'de Belçika, 16.08.1838'de İngiltere ile ticaret antlaşması imzalandı. 01.05.1849 tarihinde ise Eflak-Boğdan beylikleriyle ilgili Baltalimanı Antlaşması da bu yalıda imza edildi. 

Baltaoğlu Süleyman Bey
15.yy.da yaşayan Osmanlı Kaptanıderyası.1449 da Midilli seferi'nde bulundu ve Callone kalesi'ni aldı. ll. Murat döneminin sonlarında Kaptanıderyalığa atandı.1451. Fatih'in İstanbul'u kuşatması sırasında Bizans'a denizden gelebilecek yardımı önlemek ve Haliç'teki Bizans gemilerini dışarı bırakmamak için Gelibolu'da hazırlayıp getirdiği donanmayı günümüzde kendi adıyla anılan (Baltalimanı) limanda tuttu. Bu kuşatma sırasındaki en büyük başarısı Adalar'ı ele geçirmesidir. Adalar'ın alınmasından iki gün sonra (20 nisan 1453) Bizans'a yardıma gelen dördü Papalığa ait beş Ceneviz ve Rum gemisinin Haliç'e girmesine engel olamadı.Lodosun ve akıntının yardımı yanında Sarayburnu ve tophane arasındaki kalın zincirin Bizanslılarca gevşetilmesiyle gemilerin Haliç'e girmesini önleyemediğini Galata sırtlarından izleyen ve öfkesinden atını denize süren Fatih'çe görevinden alınarak kara ordusuna geçti.

Baltalimanı Antlaşması 
Osmanlı Devleti'nin, 1838'de, İngiltere ile Baltalimanı'nda imzaladığı ticaret antlaşması.

Avrupa'da sanayi inkılâbının neticesi olarak daha fazla ham maddeye ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti de 1826'dan itibaren, ham maddesini dışarıya çıkararak, esnafın işsiz kalmasını önlemek maksadıyla bir nevi himaye sistemi olan yed-i vahid (tekel) usulünü uygulamaya koymuştu.
İngilizler, Osmanlı ticaretinde kendilerine ters düşen hükümlerin kaldırılması için 1833'ten itibaren ünlü hariciye nazırları Palmerston aracılığıyla uğraşmaya başladılar. 1836'daki müzakerelerde Osmanlı heyetine başkanlık eden gümrük emini Tahir Efendi, eski düzenden mümkün olduğunca az taviz vermeye çalışmış ve İngiliz isteklerine boyun eğmemişti. Bu durumda İngiliz diplomasisi, Osmanlı bürokrasisinin zayıf ve bunalımlı bir devresini kollamaya başladı. Nitekim bu fırsat, iki yönlü bir şekilde, İngilizlerin karşısına çıktı. 1837'de Londra büyük elçiliğinden hariciye nazırlığına getirilen Mustafa Reşid Paşa, İngilizlere yakın bir müzakereciydi. Bu sırada Mehmed Ali Paşa, Mısır'da Osmanlı Devleti için büyük bir tehlike arz ediyordu. Reşid Paşa, Mısır meselesinde İngilizlerin yardımlarını temin bahanesiyle, Baltalimanı'ndaki yalısında dört gün süren ve çok gizli tutulan pazarlıklar sonucunda, 16 Ağustos 1838'de Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşmasını imzaladı. Antlaşma, 8 Ekim 1838'de Kraliçe Victoria, bir ay sonra da Sultan Mahmud tarafından tasdik olundu. Esas ve zeyil olmak üzere iki kısım halinde tanzim edilen antlaşmanın birinci kısmı, iç ticarete ait maddeleri; zeyli meydana getiren ikinci kısım ise İngiltere'den ithal edilecek mallarla, transit eşyaların gümrüklendirilme şekillerini ihtiva ediyordu.

Antlaşmanın zeyil kısmının ikinci maddesine göre, zirai mahsullerle sair eşya üzerine konan yed-i vahid yani tekel usulü, tamamen kaldırılıyordu. Bu maddeyle emperyalizmin önündeki engeller kaldırılarak, iktisadi sistemimiz felce uğramış oluyordu. Ayrıca, iç ticaretin, Osmanlı vatandaşlarına münhasır kalması da kaldırılıp, istisnasız bir şekilde İngiliz tüccarlarına veriliyordu.

Antlaşmanın diğer önemli hükümlerine gelince, dördüncü madde ile, Britanya tebaası, Osmanlı memleketleri mahsulü olan bütün maddeleri, istisnasız olarak ihraç etme iznine sahip olacaklardı. Altıncı madde ile transit resmi kaldırılmaktaydı. Yedinci madde ile, İngiliz gemileriyle gelen İngiliz emtiası için, bir defa gümrüğü ödendikten sonra, ithalatçı veya alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Antlaşmanın bu hükümleri ile Osmanlı hazinesi, önemli bir gelir kaynağından mahrum kaldı. Önceden yabancı bir emtia bir eyaletten diğer bir eyalete geçerken, ilave gümrük ödemek zorunda bulunduğundan, fiyatı artarak rekabet gücünü kaybediyordu. Şimdi ise, Osmanlı tüccarı, bir yerden bir yere bir malı götürüp satarken yüzde 12 vergi verirken, İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları, yüzde beş vergi ödeyecekti. Böylece, İngiliz tüccarları, Osmanlı tüccarına karşı korunmuş oluyordu. Bilahare transit resminin devam etmesine karar verilmiş ise de, buna karşılık ithalat resimlerinde, yüzde ikiye varan bir indirime daha gidildi.

Bu arada antlaşma hükümlerinin Mısır, Afrika eyaletleri dâhil bütün Osmanlı ülkelerinde ve her sınıf halk tarafından tatbik ve riayet olunacağına dikkat çekildikten sonra, isteyen bütün dost devletlere de istisnasız olarak antlaşmanın teşmil edileceği taahhüt olunuyordu. Nitekim 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, Osmanlı dış ticaretinde birinci sırayı alan Fransa, menfaatlerine halel geleceğini bilerek bu antlaşma hükümlerine şiddetle karşı çıktığı halde, çok geçmeden 25 Kasım 1838'de yukarıdaki maddeye istinaden aynı hükümleri ihtiva eden bir antlaşma imzaladı. Bunu, Avrupa'nın diğer devletleri takip etmekte gecikmediler. 31 Ocak 1840'ta İsveç ve Norveç, 2 Mart 1840'ta İspanya, 14 Mart 1840'ta Hollanda, 30 Nisan 1840'ta Belçika, 1 Mayıs 1841'de Danimarka ve 20 Mart 1843'te Portekiz ile antlaşmalar imzalandı.

Bu anlaşma bugünkü gümrük birliği anlaşmasının temeli kabul edilmektedir.

Japon Bahçesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile kardeş şehir Shimonoseki Belediyesi'nin işbirliğiyle yapımı tamamlanan Sarıyer-Baltalimanı'ndaki Japon Bahçesi, Büyükşehir Belediyesi'nin "İstanbul'a Dünya Bahçeleri Projesi"nin ilk örneğini oluşturuyor. Bahçe; İstanbullulara sunacağı yeni renklerin yanı sıra, Türk ve Japon halklarının kardeşlik duygularının geliştirilmesi ve her iki ulusun birbirlerini daha iyi tanımaları amacıyla inşa edilmiş.

Bahçenin yapımında Japon Bahçe Sanatı'nın genel karakteri olan doğal malzemeler kullanılmış. Japon Bahçesi'nin tüm özellik ve öğelerinin yaşatılacağı bahçede; Şelale, Doğal Gölet, Ada, Ada'yı her iki yönde kıyılara bağlayan Taş ve Ahşap Köprüler ve Kuru Köprü inşa edilmiş.
Bahçeyi 4 bin 850 adet ağaç ve bitki süslüyor. Ağaçların bir kısmını; Japon Kamelyası (32 Adet), Japon Kiraz Ağacı (52 Adet), Japon Akça Ağacı (80 Adet), Japon Kayını (6 Adet), Karaçam (25 Adet), Alev Ağacı (42 Adet) oluşturuyor. Çalı ve bitki türlerinden bazıları ise şunlar; Hosta (200 Adet), İris (100 Adet), Nandina (20 Adet), Forsitya (700 Adet), Hiperikum Çalı (1300 Adet-Japonlara has) ve Osmanlı Çimi (250 Adet)...
Bahçenin Japon Kültürü'nü yansıtan iki adet kapısı, bir adet çeşmesi ve kuru bahçesi bulunuyor. Bahçe, çok sayıda doğal taştan imal edilmiş fenerlerle aydınlatılıyor. Bahçenin etrafı ise, Japon stili bir duvarla ihata edilmiş.
Japon Bahçesi; çeşmesiyle, fujisiyle, çay bahçesi, çayeviyle, kuru bahçesi, köprüsüyle ve diğer kültürel yansımalarıyla Japon Bahçe Sanatı'nı İstanbul'da oluşturarak, İstanbullulara Japon kültürünü tanıtıcı yepyeni bir kültür penceresi aralıyor.

Japon Bahçeleri'nin Özellikleri: 
Japon Bahçeleri, içlerinde insan yapısı eleman barındırmalarına rağmen tabiatın kendisi... Dağlardan ovalara, şelalelerden okyanuslara kadar tabiatın gücüne ve değişikliğine insan gücünün yetmediği anlatılır Japon Bahçeleri'nde. İşte bu nedenle Japon Bahçeleri, yalnızca bahçe değil, bir sanat...
Japon Bahçesi'nin önemli materyallerinden birisi giriş ve çitler... Bahçe girişi, genellikle üstü örtülü geçit şeklinde yapılır. Bahçenin bir bölümünü, diğer bölümden gizleyen çitler sınır olarak kullanılır. Sode-Geki adı verilen bu kol çitleri perde görevi üstlenir.

Japon ulusunun en değerli kültür hazinelerinden birisi de Çay Seremonisi'dir. Japon anlayışına göre dünyevi ihtiraslardan sıyrılıp, dış alemin bozukluklarından kurtulup, iç aleme dönüşü simgeler. Çay Seremonisi, Chaseki (Çayevi)'nde yapılır. Çayevine giriş ve çıkışta içinden geçilen bahçeye Chaniwa (Çay Bahçesi) adı veriliyor. Çayevine geçişte; anında kişiyi ışıklandıracağına, manevi huzura ulaşmasını sağladığına ve seremoni öncesinde relaks hale geldiğine inanılan üzeri örtülü bir kuyu ile taştan yapılmış bir su çanağı ve taş fenerler yer alır.

Bahçenin büyük bölümünü oluşturan Kuru Bahçe, granit kayasından elde edilen çakıllardan yapılıyor. Beyaz çakıldan oluşturulan bu bahçe suyu temsil ederken, çakıl ise temizlik ve saflığı sembolize ediyor.